top of page

Tek Başıma İki Kişiyim

Gecenin geç saatlerinde kendi kendine düet yapan biri belirir.

“Ben bir yazar değilim.”

“Biliyorum.”

“Peki neden dur demiyorsun?”

“Neden bunu yapıyorsunuz kendinize?”

“Ne yapıyorum?”

“Neden birilerinin size dur demesini bekliyorsunuz? Neden sadece, ‘şu an yazarken iyi hissediyorum, fikirleriniz, düşünceleriniz ne olursa olsun iyi hissedeceğim şeyi yapmaya devam edeceğim’ demiyorsunuz?”

“Ne zaman durmam gerektiğini, neyi yapmamam gerektiğini anlayamıyorum. Hiçbir zaman ne Dostoyevski ne de bir Tolstoy olamayacağım.”

“Biliyorum.”

“Peki neden durdurmuyorsun?”

“Yazar olma gibi bir derdiniz yok sizin.”

“Nasıl?”

“Yalnızca anlaşılmak istiyorsunuz, hepsi bu. Yazarak anlatabildiğinize inanıyorsunuz. Tam da bu yüzden yazmak size iyi geliyor.”

Ufak bir tebessümle:

“Sence her şeyi açıklayabilseydim hiçbir zaman yazmayacak mıydım?”

“Belki, bilmiyorum.”

Biraz durdu. Sakinleşti ve devam etti.

“Şiir de yazamıyorum.”

“Hayır.”

“Sen beğeniyor musun?”

“Hayır.”

“O zaman şiir yazamıyorum.”

“Sıkıldım artık şu kendinize acımanızdan!”

“Acımıyorum. Gerçekleri söylüyorum!”

“Gerçek ne demek bilmiyorsunuz siz!”

“Gerçekleri kabul etmeyen birinden bunları duymak komik.”

“Neymiş kabul etmediğim?”

“Şiir yazamadığımı kabul etmiyorsun?”

“Hayır, sadece yargılamıyorum. Belki de anladığım şeyler hoşuma gitmiyordur?”

“Zırvalıyorsun sadece, dürüst olamıyorsun?”

“Dürüstüm, anladığım şeyler hoşuma gitmiyor.”

“Ne senin hoşuna gidiyor?”

“Anlayamadığım şeyler.”

“Ne diyorsun? Hiçbir şey anlamıyorum.”

“Daha dikkatli dinle o zaman. Algı dağınıklığın beni çığırımdan çıkarıyor!”

“Dinliyorum, söyle!”

“Anlamadığım bir şey okuyunca orada benim için yeni bir şey olduğunu anlıyorum. Anladığım bir şeyi okuyunca ise zaten var olan şeyleri okuyorum. Bu da beni sıkıyor.”

“Anladım ama sana katılmıyorum.”

“Hiç şaşırmadım.”

“Anladığın şeylerde kendini bulur insan, kendini daha iyi tanırsın, daha güçlü durursun.”

“Siz güçlü bir insan mısınız?”

Bir süre sessizce durdu ve sordu;

“Sence güçlü biri miyim?”

“Güçlü veya güçsüz diyemem ama farkında olmayan birisiniz.”

“Neymiş farkında olmadığım?”

“Sorguluyorsunuz, düşünüyorsunuz, sonra kesin bir kanıya varıyorsunuz. Sonra o kalıbın içinde sıkışıp kalıyorsunuz. Sıkılmadınız mı Shakespeare okumaktan? Hiçbir yeni tavrınız yok. Ne Dostoyevski’yi ne Tolstoy’u yeterince okumadınız. Onları tanımıyorsunuz bile ama onlar gibi olamayacağınızdan yakınıyorsunuz. Tanımadığınız iki adamdan örnek vermek tamamen bilgisizlik cesareti, başka hiçbir şey değil. Neden Shakespeare olamayacağınızdan yakınmadınız? Çünkü biliyorsunuz, tanıyorsunuz, cesaret edemiyorsunuz. Bilmediğiniz şeyler üzerine hayatınıza ket vuruyorsunuz. Sonra çıkmaza düşüyorsunuz. Yazacak çok şeyiniz var fakat cesur değilsiniz. Sonra ağlayıp duruyorsunuz: ‘Kalemimin ucu kâğıda değmiyor.’ Çoğu yazar bulunduğu çağı anlamayınca, anladığı çağa döner ve bulunduğu çağı yargılar. Siz anlamak için kafanızı bile yormuyorsunuz. O kadar içinize gömülmüşsünüz ki… Size her şeyi anlayın demiyorum. Yalnızca anlamadığınız bir şey olduğunda onu çürütmek için de çabalamayın. Kendinizle savaş halindesiniz sürekli. Kimin galip çıkacağını bildiğiniz halde. Nasıl oluyor bu, anlamıyorum ama öyle.”

“Kim galip gelecek?”

“Beslediğiniz kişi.”

“Beslediğim kişi mi galip gelecek, yoksa onu besleyen kişi mi?”

“Neden bunu yapıyorsunuz sürekli? Bir iki sözle konuyu tamamen başka yöne çevirmeyi nasıl başarıyorsunuz?”

“Özür dilerim, böyle bir şey yapmak istememiştim.”

“İnanın çok sıkıldım artık. Özürlerinizden, pişmanlıklarınızdan, düşünmeden dilinizden çıkan tüm sözlerinizden. Çekip gitmek istiyorum artık. Ama bırakmıyorsunuz beni. Buraya sıkışıp kaldım. Yıllardan beri kendinizi bulun diye yardım ediyorum size ama inanın yoruldum artık.”

İkisi de bir süre sessiz kaldı.

“Haklısın.”

“Ne oldu, hafifledi mi şimdi yüküm?”

“Hayır, tabii ki de… Sadece söylemek istedim.”

“Bırak beni gideyim, lütfen. Olmuyor, başaramıyorsun.”

“Başarmak istiyorum.”

“Demek ki bazen istemek, mücadele etmek için de yeterli olmuyor.”

“Ne yapmak gerek peki?”

“Shakespeare okumaya devam etmek.”

Uzun süren sessizliği bozarak:

“Ölmek, uyumak sadece…”

“İşte bütün sorun bu…”

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Ağır Vasıta

- Herkesin yaşadığı sorunlar kendince büyüktür demek, empati kuramayan sığ düşünceli insanların sığındığı bir kalkandan ibaret. - Ağır konuşuyorsun Hugo. Daha kibar konuşabilirsin. - Konuşmuyorum! B

 
 
 
Bir Pesimistin Düşü

Bir gül bahçem olsun istiyorsam önce niyetlenmeliyim. Yolumun aktığı yerde gözümü alamayacağım bir nehir geçmesini istiyorsam acıdan bağıra bağıra ağlamalıyım. Yolum güneşli, karanlıktan soyutlansın i

 
 
 
Derme Çatma Bir Keder

Bir sonbahar sabahı, güneş ışığının önemini yitirdiği bir anda, saçlarından keder akan ama bu kederin ağırlığını taşıyamayan bir kız sessizliğin içinde varlığını belli eder. Derme çatma bir evin banyo

 
 
 

Yorumlar


  • Instagram

© 2026 by Çağrı Işık.

bottom of page